Orkun Uçar ile 5N 1 Kitap

Metal Fırtına’nın yazarı Orkun Uçar: Okurlar kitaplarımı heyecanlı, güzel maceralara, gizemli hikâyelere eşlik etmek için okumalı…

Ütopik bir toplum yapısı yerine buna ulaşmış ve kaosla kavrulmaya başlayan maceraların (distopik roman) yazarı diyebilir miyiz Orkun UÇAR’a. Hayır bu oldukça sığ kalabilir zira sorularımızı yanıtlarken kendini tarihten, politikaya, politikadan dinler tarihine, dinler tarihinden ise edebiyatın yaratıcı kaynaklarına sahip birçok bilgi kaynağıyla bezeli olduğunu görüyoruz. Ki Orkun UÇAR kitap çıkartsa da bir an evvel okusak diye yıllarca bekleyen büyük bir okur kitlesine sahip olduğunu, kitapları hakkında yapılan yorumları okurken, kendisi ile gerçekleştirilmiş söyleşileri okurken gördüm.

Oscar WILDE “İçinde ütopya bulunmayan bir dünya haritası, göz ucuyla bile bakılmaya değmez.” demiş. UÇAR Türk Edebiyatının bilim kurgu/fantastik/korku türünde vermiş olduğu eserlerle, göz ucuyla değil evrenin gözünden dünyaya bakıyormuş hissi ile yazıyor diyebiliriz.

5N 1 Kitap köşesi haricinde, yazmaya çalışan bir yazar ya da adayı olarak bu oldukça imrenilesi bir durum değinmeden geçemeyeceğim.

Ülkemizde Kore/ Hindistan dizilerinden esinlenerek çekilmiş film/dizi gibi bir furyanın orijinal yaratıcılığını ortaya koyan yazarların eserlerine yönlenmesini diliyorum.

Hele ki beyaz sarayda bile yankı yaratmış en ufak Türkiye-ABD gerginliğinde “Metal Fırtına başlıyor mu?” diye başlıklarla dillendirilen bir kitap dizisi söz konusuyken.

Sayın Orkun UÇAR’ a, 5N1KitapYazarı sorularımızı yanıtlar mısınız? Dediğimde hiç kırmadan ve hızlı bir şekilde olumlu dönüş yaptığı için siz okurlarımızın huzurunda çok teşekkür ediyorum.

Sevgilerimle,

Arzu DİNÇER

Soruları yanıtlamadan önce kısaca kendinizi ve kaleminizi bizlere hatırlatabilir misiniz?

Orkun Uçar – 1 Haziran 1969 Gölcük-Kocaeli’nde doğdu. Deniz astsubayı babasının tayiniyle üç yaşından, üniversiteyi kazanana dek Bartın’da büyüdü. Uzun yıllar medyada muhabir, fotoğrafçı, tv yönetmen yardımcısı ve yönetmeni olarak çalıştı. 2001 yılındaki ekonomik krizde işsiz kaldığında yazarlığı profesyonel olarak denemeye karar verdi. 2004 Aralık ayında çıkan, Burak Turna adlı yazarla ortaklaşa yazdığı “Metal Fırtına” kitabı yasal olarak 500 binden fazla sattı. Beş kitapta sona erdirdiği Metal Fırtına serisi dışında, epik fantezi Derzulya serisi ve başka kitapları vardır.

Orkun Uçar 1999 yılında Nostromo Bilimkurgu Kısa Öykü Yarışması “Depo” ve 2007 yılında Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Bilimkurgu Öykü Yarışması’nda “Rahim” adlı öyküleriyle iki birincilik kazanmıştır.

Ne zaman?

Yazmaya ilk ne zaman karar verdiniz, yayınlamayı düşündüğünüz (hazırladığınız) son kitabınız ne zaman yayınlanacak?

Orkun Uçar – 1987 yılında Hürriyet Gösteri Dergisi’nde fotoğrafçı Cengiz Cıva’nın asistanı iken bir gece uyku tutmadı. Saat iki civarı yataktan kalktım ve “Çakı” adlı bir hikaye yazdım. Dedesinden işkence yöntemleri öğrenen bir çocuğun, sonunda bunları onun üzerinde denemesini anlatıyordu. Daha sonra bir daktilo alarak yazmaya devam ettim. O öyküyü yazana kadar yazar olmak ile ilgili bir hevesim veya kararım yoktu. Hatta o zamana dek bir sayfa kompozisyon dahi yazmış değildim. İlk kitabıma ise 2001’de yani yazmaya başladıktan 14 sene sonra kavuştum.

Şu anda birkaç yazar arkadaşla “Yüksek Doz” serisinin distopya içerikli ikinci kitabını hazırlıyoruz. 2018 içinde yayınlanacak. 2017’de okura ulaşan “Yüksek Doz Gelecek” bilimkurgu içerikliydi. 5 yazardan, 5 bilimkurgu kısa roman vardı. Bu kitapta da distopya ve distopyamsı kısa romanlar olacak.

Ne?

Kitaplarınızı bize özetleyebileceğiniz cümleler ne olur?

Orkun Uçar – Politik kurgu, tarihsel kurgu, epik fantezi, korku ve bilimkurgu yazıyorum. Metal Fırtına serim politik kurgu, casusluk ve savaş içerikli. Derzulya serim epik fantezi. Zifir islami korku, Derin İmparatorluk ise tarihsel kurgudur. Hepsinde de ortak nokta karakterlerin yüksek enerjili ve bir hedef doğrultusunda pes etmeden, ölümüne mücadele etmesidir.

 Nerede?

Edebiyat dünyasında kendinizi nerede tanımlarsınız?

Orkun Uçar –  “Her şeyin dışında.” Kendimi böyle tanımlayabilirim. Zira yazdığım kitaplar genelde Türk yazarların pek üretmediği alanlarda. Türk edebiyatı içindeki gruplara, kliklere, lobilere ait değilim ve uzağım. Kitaplarım hızlı okunur. Daha çok aksiyon ve kurgu ön plandadır. Anlatım ise hikâyeyi ve kurguyu taşıyabilecek kadar sadedir.

Nasıl?

Yazar ve okurlar arasında kurulan köprü nasıl olmalı?

Orkun Uçar – Bence pek olmamalı. Yazarlar gizemli ve eserlerinin arkasında gölgede kalmalı. Ne yazık ki internet sayesinde okurlar yazarlara kolayca ulaşabiliyor, tanıyabiliyor ama bu gizemi öldürüyor. Okurlar sevdiği yazarın, şu veya bu konudaki görüşünden, karakterinden hoşnut olmayabiliyor. Öte taraftan birkaç tanınmış olanı dışında, yazarların sosyal medyada kendilerini ve kitaplarını tanıtmaları da zorunlu hale geldi. Bazı yayınevleri yazarlarını sosyal medyadaki etkinliğine, takipçi sayısına göre seçiyor.

Neden?

Okurlar sizin kitaplarınızı neden okumalı?

Orkun Uçar – Heyecanlı, güzel maceralara, gizemli hikâyelere eşlik etmek için olabilir. Kitaplarım çıktığında, yabancılaşıp sanki başkası yazmış gibi okurum. Ben zevkle okuyorsam herkes okur. Okumaya sıkıldığım kitabı yazmam.

Metal Fırtına

Burak Turna Orkun Uçar

REKORA DOĞRU…

Tarih, 23 Mayıs 2007… Yer, Kerkük’ün kuzeydoğusu… Kuzey Irak’taki kargaşa devam ederken, bölgede bulunan Türk birlikleri ani bir Amerikan saldırısına uğrar. Türk birlikleri “müttefik”lerinden hiç de beklemedikleri bir darbe almıştır.

CNN International hemen haber geçmeye başlar: “Kuzey Irak’ta çatışma… 13 ABD askeri öl30 yaralı var. Ordu yetkilileri, Amerikan güçlerine saldıran 35 Türk askerinin öldürüldüğünü açıkladı.”

Amerikalıların niyeti Türkiye’deki zengin bor minerallerini ele geçirmektir. Bunun için her şeyi göze almışlardır. İstanbul ve Ankara dahil olmak üzere tüm Türkiye’yi savaş alanına çevirmeyi bile…. Ve Metal Fırtına Operasyonu başlar…

OKUMA PARÇASI

İşte o heyecanlı satırlardan birkaç bölüm:

“Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Başkan’ın odasından içeri girdi. Telaşlıydı ve Başkan ile konuşması gerekiyordu. Derken kapıda Genelkurmay Başkanı Howard Strike göründü, yüzünde karanlık bir ifade vardı. Başıyla sert bir selam vererek hemen duvardaki ekranın başına geçti. Makineyi kendisi çalıştırdı. ‘Sayın Başkan,’ dedi ‘şu an itibariyle Metal Fırtına harekâtı başlamış bulunuyor.’”

“Türk Deniz Piyade Tugay Komutanlığı Karargâhı tam karartmadaydı. Uç noktadaki siperlerde bulunan askerler kızılötesi kameralarıyla ufku gözlemliyor ve kısa aralıklarla karargâhı bilgilendiriyorlardı. Bu bilgiler hemen Genelkurmay Başkanlığı’na iletiliyordu. Yine sesler duyuldu ama bu sefer bir şey farklıydı…

‘Merkez, sesler duyuluyor.’

‘Nasıl sesler?’

‘Metalik sesler Komutanım.’

‘Gözlemede kalın.’

‘Bir şey görülüyor mu?’

‘Hayır Komutanım.’

Asteğmen ve askerler koşarak sipere girdiler, baraj ateşi açmak istediklerini söylediler. Askerlerin isteği Tümgeneral İhsan Paşaya iletildi ve olumlu yanıt alındı.

‘Ateş!!!’”

***

“Genelkurmay Başkanı, Harekât Komuta Merkezi’ndeki telsizin başından ayrılmıyordu. Deniz Piyade Tugayı Karargâhı’ndan sürekli olarak bölgedeki çatışma ile ilgili haberler aktarılıyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Ankara’da bulunan kabine üyeleri Harekât Merkezi’ne geliyorlardı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, altı kişilik bir heyetle Washington’a doğru yola çıkmıştı bile…”

***

“İstanbul’a büyük hava saldırısı başladı. Henüz resmî açıklama yapılmadı ancak İstanbul, tarihinin en ağır hava saldırısı ile mücadele etmeye çalışıyor. Operasyonun ne kadar süreceği belli değil. Dört saattir aralıksız süren bombardıman nedeniyle şehirde su kesildi, trafik tamamen durdu. Köprüler ve yollar hasarlı, çok sayıda sivil kayıp olduğu belirtiliyor.”

Metal Fırtına 2/Kayıp Naaş

 Metal Fırtına 1’i okuyanların merak ettiği sorulardan biri de ortadan kaybolan naaş’a ne olduğuydu. Okurlar bu sorunun cevabını ikinci romanda bulacaklar. ABD, 27 Mayıs 2007’de Anıtkabir’i bombalar. Yıkıntılar arasında dolaşan Genelkurmay Başkanı Hikmet Pars, Atatürk’ün naaşının bulunması gereken odaya girdiğinde onun yerinde olmadığını görür. Naaş kayıptır.

Türk – İsrail Gizli Savaşı

Metal Fırtına 1’de, İsrail ile ilişkiler konusuna tek bir cümleyle değiniliyordu. Metal Fırtına 2 – Kayıp Naaş ise ilk kitabın bittiği noktadan başlıyor. Roman, sadece kurgu boyutuyla değil, arka plandaki Türk-İsrail ilişkilerine ait bilgilerle de dikkati çekiyor.

‘Bu Bir Gökhan Birdağ Macerasıdır’

İlk kitabın en çok dikkat çeken karakteri, devlete bağlı gizli bir teşkilatta çalışan (Gri Takım) Türk ajanı Gökhan Birdağ’dı.

Gökhan Birdağ ülkesini korumak adına bir ölüm makinesi gibi yetiştirilmiştir. İlk kitapta Gökhan, ABD’nin saldıracağını üç ay önce öğrenir, ama devlet içine sızan ajanlar, bilgilerin öncelikli hale gelmesini engeller.

Gökhan bunun üzerine, onu yetiştiren Kurt adlı komutanının yardımıyla gizlice ABD’ye girer ve savaşın başlamasını bekler. Savaş başlayınca ABD birliklerinin geri çekilmesi için uyarıda bulunur, ciddiye alınmayınca bombalardan biriyle Washington’u yok eder. İkinci bombayla New York’ta yakalanacakken yaralı kurtulmayı başarır. Alman ajanları onun saklanmasına yardım ederler. İlk kitabın sonunda Gökhan, Türkiye’ye savaş planının arkasındaki işadamı Adrian Lyman’ı kaçırıp intikam alır.

Metal Fırtına 2’de Gökhan, ABD’dedir, ama kısa sürede yeni görevi gereği Avrupa’ya dönecektir. Yeni görevi ise Atatürk’ün kayıp naaşını bulmaktır.

Metal Fırtına 3 / Kızıl Kurt

 Bu kez düşman Rus Mafyası…Orta Asya için ölümcül güç mücadelesi

Gökhan merdivende uzaklaşan koşar adım sesleri duydu. Adamlardan biri yukarı çıkıyordu. Artık zaman kaybedemezdi. Belindeki el bombasını hızla çıkarıp pimini çekti. Biraz bekledikten sonra bombayı içeri yuvarladı ve duvara neredeyse yapışık halde odanın diğer ucuna doğru koştu. Bomba hemen patlamış, Gökhan da sarsıntıdan kurtulmak için yere yatmıştı. Yattığı yerden göz açıp kapayıncaya kadar kalktı ve geri, kapıya koştu. Kapıdan çıktığında göz gözü görmüyordu. Dumanlar arasında ancak siluetler şeklinde gördüğü bedenlere neredeyse rastgele ateş etmeye başladı. Birkaç saniye sonra, yerde ilk cesetle beraber üç tanesinin daha yattığını gördü, hiçbiri tanınacak halde değildi.

Yüksek Doz Gelecek

5 YAZAR 5 BİLİMKURGU ROMAN

Ay’ın dâhi çocukları, Asteroid madenci klanları, uzay korsanları, Mars çiftçileri, Venüs’ün uçan kentleri, Merkür’ün silah tüccarları, kuşak ötesinin cesur kâşifleri… İmplantlar, hibridler, klonlar, robotlar, androidler, humanoidler, sibernetikler…

Geleceğin tarihçesinden kaçamazsınız!

Belki çocuğunuz Mars’a göç edecek, belki torununuz Ganymade’de doğacak… Uzay savaşlarında, madenci kolonilerinde, ölümcül gezegenlerde ter ve kan akıtacak soyunuz. Belki siz bile bir uzay gemisinde yaşama tekrar gözlerinizi açacaksınız. Öyleyse…

“Yüksek Doz Gelecek” yüklemesi başlıyor!

Asteroid Kuşağı ötesine giden sıradan işçi, insan korkularıyla tanışan uzaylı, Dünya yörüngesinde görevli ajan, uzay boşluğundaki karavanında yaşayan gezgin veya Venüs’ün uçan kentlerinde partilere katılan mühendis olmaya hazır mısınız?

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ