Barış Erdoğan ile 5N 1 Kitap

Barış Erdoğan: Bir kitapta ben yoksam o kitabı yarıda bırakırım, olmadı tanıdıklarımı bulmaya çalışırım, onlar da yoksa insanlığı… Okur da benim gibi düşünür.

Merhaba,
“bir akasya bir şarkı için uzar göğe
bunu insanlığa anlatamadım” diyor mısralarında Sayın Barış Erdoğan ve anlatmak için yazıyor, okurlarıyla paylaşıyor anlatamadıklarını.
Anlatmaya çabaladığı bir an da 5N1Kitap soruları ile okurlarıyla arasına giriverdik sağolsun bizi kırmadı ve sorularımızı yanıtladı.
Yazarımız Barış Erdoğan’ın iki güzel mısrasını paylaşarak sizleri 5N1Kitap cevapları ile başbaşa bırakıyorum.

“baktım annelerin balkonları
bir uçtan bir uca cumhuriyet çiçeği”

Sevgilerimle,
Arzu DİNÇER
16 Mart 2017

Barış ERDOĞAN ile 5N1Kitap

Soruları yanıtlamadan önce kısaca kendinizi ve kaleminizi bizlere hatırlatabilir misiniz?

Barış Erdoğan: 1956 yılında Anamur’da doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Anamur’da, üniversite öğrenimimi İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ve İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunda tamamladım.
Şiir dünyasını 2011’de Kuş Kıyamet’le selamladım. 2012’de Şiir Cin/ayetleri’ni, 2013’te Simurgname’yi yayımladım. 2014’te Zeymuran’la bambaşka bir portre çizdim ve Cemal Süreya ödülünü paylaştım. İki yıl aradan sonra Nuşirevan’da şiir dünyasını, toplumsaldan bireysele, bireyselden toplumsala uzanarak bir slogan şiirine düşmeden şiirin kılcal damarlarında, şiirselliğin derin kanaviçesinde örmeye çalıştım.
Şimdi de Teşbih Taneleri adlı denememle, dünün inceliklerinden yola çıkarak bugünün aynasında gördüklerimi, hissettiklerimi ve yaşadıklarını okurlarına aktarmaya çalıştım. Denemelerimin kimisinde “Ey okur, bu kitapta yalan dolan yok” diyen Montaigne rahatlığı, kimisinde Beyani tezkirelerindeki samimiyet, kimisinde Ahmet Rasim musahabelerindeki lafazanlık, özellikle Salah Birsel rüzgârı eser. Cemil Meriç’in dediği gibi, “her duyguya, her düşünceye, her tereddüde açık” fikirler uçuşur. Okuru Nermi Uygur deyişiyle, “her şeyin her şeyle sarmaş dolaş seviştiği bir süreç”ten geçirir.
Şiir, deneme ve günlüklerimin yayımlandığı dergilere gelince (Eskiden yeniye):
1970’ler: Kalem
1980’ler: Oluşum
2000’ler: Kasabadan Esinti, Adalya, Tmolos, Akatalpa, Karahindiba, Gösteri, Cazkedisi, Varlık…

Ne zaman

Yazmaya ilk ne zaman karar verdiniz, yayınlamayı düşündüğünüz (hazırladığınız) son kitabınız ne zaman yayınlanacak /yayınlandı?

Barış Erdoğan: Sizi yemyeşil bir doğada, masmavi bir gökyüzü altında doğuran bir anneniz varsa ve bu kadın okuma yazma bilmiyorsa bu nedenle de okumak için teşvik ediyorsa kalem kulağınızın üstünden –marangozlar böyle yapardı- eksik olmaz. Ancak rüzgârın arkanızdan esmesi zorunlu. Ben her gün evine gazete taşıyan bir babanın söz yumağında yazı dünyasını tanıdım. Masalları seven, efsaneler anlatan, gazete köşelerini didik didik eden bir babanın hatırasıyım.

İlk ciddi yazım, üniversite yıllarında arkadaşlarımla çıkardığım Kalem dergisinde yayımlandı. Şiir, öykü, inceleme ve aforizma dünyasında gezindim. Her yerde olan hiçbir yerde değildir, dese de Montaigne uzanabildiğim dallardan meyveler topladım. Yazmaya uzun bir süre ara verdim, okunmadan yazılmayacağının da farkına vardım. Yetmişli yıllardan iki binli yıllara uzanan çizgide yazdıklarımın özellikle şiirlerimin pişmesini – A. Muhip Dıranas’ın yaptığı gibi- çok uzun süre bekledim. Aslında yazdıkça ve yayımladıkça pişilirmiş. Hamurunuz ne kadar beklerse tandırdaki ekmeğiniz de maalesef az kabarır.

İlk kitabın öyküsü, şair arkadaşım Meral Demir’in ısrarıyla başlar. Sisifos’un taşını zirveden aşağıya yuvarlayan rüzgâr tanrısının tersine taşın zirveye taşınmasında Meral Demir’in nefesi/ katkısı vardır. Hiç unutmuyorum şu sözlerini: “Barış Bey, şiirlerinizi keyifle okuyorum, kaç kitabınız var?” Cevabım: “Hiç!” Ses tonu sertleşiyor: “Nasıl? Bunca güzel şiirleri okurdan saklamak hakkınız değil!” Sesim kısılıyor ve “Peki.” diyebiliyorum. Ve havuzdaki biriken suyu okurun bahçesine salıyorum.

Ne

Kitaplarınızı bize özetleyebileceğiniz cümleler ne olur?

Barış Erdoğan: Özet demeyelim de ipuçları diyelim.
Kuş Kıyamet (Şiir-2011): İnsan kuşlar misali hep sürgündedir, konacak dal arar, bu dünya da kıyamettir.
Şiir Cin/ayetleri (Şiir-2012): Kötü şiir cinayettir, okuru sarsan şiir büyüdür.
Simurgname (Şiir-2013): Şair kendini buluncaya değin yol alan bir Hüthüt kuşudur.
Zeymuran (Şiir-2014): Seven insan kıskançsa sevdiğini zeymuran (sarmaşık) gibi sarar.
Nuşirevan (Şiir-2016): Okur, adalet sağlayıcı Nuşirevan’ı merak edip arayıp bulur.

Teşbih Taneleri (Deneme-2017): Hani bizim çamur ustası olduğunu iddia edip ustasından izin almaya gelen bir genç vardır. Usta, kendisine ustalık belgesini verecektir, ancak son kez orta boy bir testi yapmasını ister. Genç, çamurunu saatlerce karar, fırına vereceği anda ustası, “Dur!” der. Testinin bir yerine “püf” der. Genç, merakla “O nedir ustam?” deyince, usta “Hava kabarcığı kalmıştı, havayı almazsan testi çatlar.” diyerek gence ustalık belgesini vermez. Küçük bir detay büyük sorunlar doğurur. Genç de dersini alıp ustasının yanında çalışmaya devam eder.

Japonya’da da bir genç, olgunlaştığını öne sürerek Zen ustasına başvurur. Yağmurlu bir gündür, dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmur vardır. Ustası evinde dinlenmektedir. Kapıyı çalar, içeri buyur edilir. Yer gösterilir, usta sorar: “Şemsiyeni ve ayakkabılarını dışarıda mı bıraktın?” “Elbette.” diye cevaplar genç. Usta, “Şemsiyeniz, ayakkabınızın sağında mı solunda mı?” diyerek sorularını sürdürür. Genç, “Ne önemi var ustam?” deyince, usta dersini verir: “Zen Budist felsefesinde yaptığınız işe bütün detaylarıyla hakim olmazsanız o işi ihmal etmişsinizdir. Bu da kendi yaşamınızı ihmal edeceğiniz anlamına gelir.”
Ustaların yanında püflük yerlerimiz hiç tükenmez.
Ben de Teşbih Taneleri’yle ustalara, usta okurlara püf dedirtmeye geldim.

Ne zaman

Edebiyat dünyasında kendinizi nerede tanımlarsınız?

Barış Erdoğan: Karar okurundur. Okur, her yapıttan sonra değiştiğini hissetmiyorsa sizi neden okusun ki?


Nasıl

Yazar ve okurlar arasında kurulan köprü sizce nasıl olmalı?

Barış Erdoğan: Bir zamanlar Polonya’da on sekizini tamamlamayan bir genç kız, babasına sadece adını duyduğu, ama ne olduğunu bilmediği “deniz”i görmek istediğini söyler. Babası, on sekizini tamamladığı zaman izin vereceğini söyler. On sekizine ayak basan genç kız, yola düşer. Uzun bir yolculuktan sonra bir köprüye ayak bastığında yolun çatallaştığını hatta az daha ileride dörde beşe ayrıldığını görür. Bekler bir süre ve bir köylüyle karşılaşır, sorar: “Ben deniz’i bulmak için yola çıktım, deniz’e hangi yoldan ulaşabilirim?” Köylünün cevabı: “Ben çiftçiyim, nerden bileyim deniz’i?” olur. Kendisine deniz’i gösterecek bir başkasını bekler, bu kez bir avcı gelir. Aynı soruyu yöneltir, avcıdan da köylünün cevabını alır. Kişiler ve sorular çoğaldıkça çoğalır. En zor yolu seçer, o yol da dağın zirvesine çıkandır. Güç bela zirveye ulaşır, bir de bakar ki deniz, dağın arkasında. Mavi bir su, dalgalı, köpüklü… Olsa olsa deniz bu olmalı.

Yazarlık Deniz’i arayıp bulma işidir. Okuru o köprüye getiren yazar, okura bir yol gösterendir, aradığını sezdirendir

Neden

Okurlar sizin kitaplarınızı neden okumalı?

Barış Erdoğan: Bir kitapta ben yoksam o kitabı yarıda bırakırım, olmadı tanıdıklarımı bulmaya çalışırım, onlar da yoksa insanlığı… Okur da benim gibi düşünür.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ