‘Zor zamanları anlatırken mizah kullanırım’

Dört ayda beşinci baskıya giren Çelişki’nin yazarı Barış İnce, “Ben zor zamanları anlattığım yazılarımda mutlaka mizah unsuru kullanmak isterim. Bu umut verir. Gezi’deki yurttaşlar da bunu yaptı” dedi

İlk kitabı Çelişki dört ayda beşinci baskı yaptı. 90’lı yılların sonunu anlattığı ilk romanıyla edebiyat çevrelerinin dikkatlerini üzerinde toplayan gazeteci, yazar Barış İnce’ye  hem  yazı serüvenini,  hem de gerçekle hayalin iç içe geçtiği eserin başarısının sırrını sorduk.  Barış İnce’nin yanıtlarını keyifle okuyacağınıza inanıyoruz.

Sizi aslında gazeteci olarak tanıyoruz. BirGün gazetesinin yayın kurulu üyesisiniz, ayrıca Bavul Dergi’de de yazılarınız yayımlanıyor. Bu kitabınızda da yazılarınızdan izler var mı?

Barış İnce: Bavul dergide iki yıldır yapmaya çalıştığım tartışmalardan esinlendim fakat bu yeni yazılmış bir roman. Eski yazıları sıralayıp koyma kolaycılığına düşmedim ne azından ilk kitabım böyle olsun istemedik. O yüzden yayınevimle birlikte çok emek verdik. Bavul’daki tartışmaları romana aktarırken zorlandığım bölümler oldu orada da editörüm sevgili Mustafa’nın desteği oldu. Bavul’da ilişkiler, bencillikler, yurt kavramı, sosyal ağlar ve pek çok konuda tartışmalar yürütmüştüm. Bu tartışmalar romanın eksenini oluşturdu.

Neden bu kadar sevildi sizce, dört ayda 5. baskı çok iyi bir rakam.

Barış İnce: Gördüğüm çelişkileri insanlar da kendi hayatlarında görüyorlar ki ilgi gösterdiler. Gündelik yaşamda az konuşan biri olarak yazarken derdimi anlatmaya çalışıyorum. Uzun uzadıya değil, kısa ama çok şeyi anlatmak istiyorum. İnsanlar bu anlattıklarımdan kendi hayatlarında da bir şeyler gördüler ki kitabı sevdiler.

Çelişki bir kaçış hikâyesi, belki de kaçamayış. Bu kaçma isteğini, bugün Türkiye’de insanların yoğun olarak hissettiği kaçma, terk etme fikriyle birlikte okuyabilir miyiz?

Barış İnce: Aslında bir ideale tutunma isteği var karakterde ancak hem psikolojisi buna müsait değil hem de ideale bağlanmasını zorlaştıran dış etkenler var. O yüzden zor olandan kaçıp daha basit bir ideale yani kaçaklığa kendisini kaptırıyor. Burada da dünyayı değiştirme idealimizin 90’ların sonunda hem bizim tarafımızdan hem de düzen tarafından nasıl zorlaştırıldığını anlatmak istedim.

Romanda olaylar 90’ların sonunda geçiyor ama yine de Gezi ruhunu içinde barındıran da bir roman. Niçin geçmiş bir dönemde anlatmak istediniz hikâyenizi?

Barış İnce: Romanın çıkışı Gezi’nin yıldönümüne denk gelince her kes Gezi romanı yazdığımı sandı. Oysa romanın Gezi ile ilgisi yok 90’ların sonunda geçiyor. Dilinde Gezi ruhunun cesaretinin ve mizahının izleri bulunmuş olabilir. Anlatıcı bugünden bakarak 90’ların sonunda geçmiş bir hikayeyi anımsıyor. Bugünden baktığı için de o günkü hataları, saçmalıkları ve o günden bugüne değişen şeyleri daha kolay anlatıyor. Bazı kitaplarda geçmiş anlatılıyor ama karakterle “Böyle yaparsak 10 yıl sonra çok kötü şeyler olur ha” gibi cümleler kullanıyor. Ben bunu sahici bulmuyorum. Sen zaten bunu deneyimlemişsin ve bu bir kehanet olmaktan çıkmış. O yüzden bugünden bakarak anlattığımı baştan söyledim. Okuyucuya “Sen neymişsin be abi” dedirtmek güzel bir şey değil.

Romandaki ana kahraman, okuyucu için hep bir sürpriz unsuru. Sürekli durumlar ve algılar değişiyor. Gerçekler ve kâbuslar birbirinin yerini almaya başlıyor ve gerçek nerede bitiyor, hayaller nerede başlıyor, hepsi birbirine karışıyor. Yaşadığımız dönem de aslında biraz romandaki gibi değil mi?

Barış İnce: Bir karmaşa hali var ve insanlar anekdot anlatırken bile hayalindeki ile gerçeği karıştırıyor. Mesela daha komik olsun diye bir şeyi abartıyor ve abarttığı şeyi bir süre sonra gerçekten öyle olmuş gibi hatırlıyor. O zaman düş, gerçeğin içine girerek tarihe geçiyor. Öte yandan geleceğe dair hayal kurarken hep bugüne bağlıyız. Bugün deneyip yapamadıklarımızın hayalini kurarız. Mesela eskiden gelecekle ilgili filmlerde “uçmak” çok önemliyken şimdi “uçmak” önemsiz bir detay… Yani hayallerimizi bile belirleyen geçmişimiz ve bugünümüz. Bu iç içelik kötü bir şey değil bir gerçeklik. Ana karakterimizin arkadaşı Savaş’ın gerçekte olmadığını romanın başından bilerek bir kaç yerde gösterdim. Bunu sonda gösterip “vay be” dedirten çok eser var. Onları taklit etmek istemedim. Üstelik Çelişki’deki karakter bu deliliği ile daha sempatik. Yine de romanın sonunda Umay Umay’ın tabiri ile “şaşırtıcı” bir son mevcut.

Egeli olduğunuzu biliyoruz. Roman da Ege’de geçiyor. İyi bildiğiniz bir coğrafyada mı yaratmak istediniz hikâyeyi yoksa İstanbul’un edebiyatımızda işlene işlene eskimiş karakterlerinden uzaklaşmayı mı amaçladınız?

Barış İnce: Yeni bir şeyler anlatma isteği tabii ki her anlatıcıda vardır fakat benimki biraz tesadüfi gelişti. Girit kökenli Anne tarafımızdan öğrendiğimiz Girit yemeklerine merak salıp “Ya bunları yazsak mı” dediğimiz bir dönemde Girit kültürüne de bakmaya başladım. Girit Türklerinin tarihi ve kültürlerine dair çıkmış tüm kitapları aldım. Üzerinde çalıştım. Orada fark ettiğim ortak bir detay vardı. Hemen her kitapta üç şey öne çıkıyordu: Adaya özlem, yemek ve milliyetçilik! İlk ikisini doğal karşıladım fakat Giritlilerin kendi Türk milliyetçiliklerini neden bu kadar vurgulamak istedikleri dikkat çekiciydi. Çağan Irmak’ın filminde de benzer bir konuya dikkat çekilmişti. Ancak kitaplarda bu daha bir vurguluydu. Gerçekten de Giritliler laik, cumhuriyetçi, aydın insanlar. Bunun sosyolojik bir temeli var. Ancak hissettiğim şey şu ki Türkiye’ye döndüklerinde Türkiye’deki Türkler tarafından daha az Türk görülüp biraz ezilmişler. Düşünsenize Türk ya da Müslüman olduğunuz için etnik bir kavgada yurdunuzdan oluyorsunuz, Türk yurduna gittiğinizde ise daha az Türk ya da Müslüman görülüyorsunuz. Bu beni etkiledi. Buradan hareketle ana karakteri Girit mübadilleri arasında biraz dolaştırdım.

Romanda kederli bir hikâye anlatıyorsunuz ama diliniz aslında son derece eğlenceli. Romanı yazarken bu zıtlığı özellikle mi oluşturdunuz?

Barış İnce: Romanı diyalektik kurguladığım için her yerinde bir çelişki yaratmak istedim. İnsanların en duygulandığı, kederlendiği anda gülebilmesi bana ilginç gelir. Örneğin en beklenmedik kahkahalar ölü evlerinde atılır. İnsanlar o acı ile boğuşurken beklenmedik bir anda saçma bir olaya aşırı derecede gülebilirler. Bu psikolojik bir boşalma da aslında. Bunun yanı sıra ben zor zamanları anlattığım yazılarımda mutlaka mizah unsuru kullanmak isterim. Bu umut verir. Mahkemelerdeki savunmalarımda bile bunu yapmaya çalıştım. Gezi’deki yurttaşlar da bunu yaptı. Bu en güçlü “sizden korkmuyorum” mesajıydı.

Barış İnce (soldan dördüncü), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü töreninde  Şanar Yurdatapan, Vahap Munyar, Sibel Güneş,Turgay Olcayto ve Can Dündar ile birlikte

Bir gazeteci olarak roman yazma serüvenine girmek zor oldu mu sizin için? Gazeteci olmanın romancılıktaki eksileri ya da artıları neler oldu?

Barış İnce: Artıları var tabi mesela 12 yıl boyunca hemen her gün gündemi takip etmişsiniz ve pek çok esinlenebileceğiniz hikâye, söyleyebileceğiniz söz var. Öte yandan birinci sayfa ile de ilgilenen biri iseniz yılın her sabahı insanlara bir sunum hazırlıyorsunuz demektir böylece her gün insanların hangi cümlelere, sözcüklere reaksiyon vereceğini ölçebilirsiniz. Bu karşı tarafa duyguyu geçirmeniz açısından avantaj sağlıyor. Eksileri ise gazeteciliğin insanın tüm zamanını alan yorucu bir şey olması. Tam edebiyat okumaya, yazmaya yoğunlaştığınız bir anda bir whatsapp mesajı ile tüm algınız değişiyor. Ama ben gazeteciliğe yazabilmek için girdim, benim için bir fırsattı. Belki de 12 yıl önceki hedefim bu kitabı yazmaktı.

Barış İnce Kimdir?

Barış İnce, 1982’de İzmir’de doğdu. İlköğrenimini İzmir Mustafa Reşit Paşa İlköğretim Okulu’nda, ortaöğrenimini İzmir Karşıyaka Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde İngilizce İktisat bölümünden mezun oldu. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi bölümünde yüksek lisans yaptı. Uluslararası ekonomi dergisi BusinessWeek dergisinde muhabirliğe başladı. 2007 yılında BirGün gazetesinde editör olarak işe başladı. Bu gazetede haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. 2013 yılında Çağdaş Gazeteciler Derneği, 2014 yılında ise Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Yılın Başarılı Gazetecisi Ödülü’ne layık görüldü. Yedi Yetmiş çocuk edebiyat dergisini çıkardı. Neye Göre adlı bir tiyatro oyunu bulunmaktadır. Bavul Dergi’de öykü ve denemeleri, BirGün gazetesinde makaleleri yayımlanmaktadır. İlk romanı Çelişki, 6 Haziran 2017’de Can Yayınları’ndan çıkmıştır.

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ