Kıraç: Dünya starlarıyla boy ölçebilecek yıldızlarımız var

Yunus Emre Enstitüsü’nün, 14. Frankfurt Türk Film Festivali programı çerçevesinde düzenlediği panelde 100. yaşını kutlayan Türk sinemasını masaya yatırıldı.

sinema-panel21

Yunus Emre Enstitüsü’nün, 14. Frankfurt Türk Film Festivali programı çerçevesinde 100. yaşını kutlayan Türk sinemasını masaya yatırıldı. Frankfurt Romanfabrik’te düzenlen panele katılan usta tiyatro ve sinema oyuncusu Güven Kıraç, Türk sinemasının son yıllarda iyi yere geldiğini, dünya starlarıyla boy ölçebilecek yıldızlar yetiştirdiğini söyledi. Gazeteci Nur Onur’un sunuculuğunu  yaptığı panelde, Güven Kıraç, gazeteci Alican Sekmeç ile festival koordinatörü Serap Gedik, Türk sinemasının sosyolojik, ekonomik, toplumsal, teknik ve sanat yönlerini irdelediler. Etkinliğe, Frankfurt Türk Film Festivali Komite Başkanı Hüseyin Sıtkı, Frankfurt Başkonsolosu Ufuk Ekici, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Dr. Yılmaz Bulut yanısıra Frankfurtlu sinemaseverler katıldı.

sinema-panel13

İlk perde, Karagöz perdesi

25 yıl önce sinema yazarlarının 1914 yılında yedek subay Fuat Uzkınay’ın Ayastefenos’ta ki Rus Abidesi’nin Yıkılışı’nı konu edinen belgesel  filmini, Türk sinema tarihinin ilk film olarak kabul ettiklerini kaydeden Alican Sekmeç, bunu tavsip etmediğini söyledi.. 1905 yılında Osmanlı topraklarında ilk çekilen film Makedonyalı Manaki Kardeşler’e ait olduğunu dile getiren usta tiyatro ve sinema oyuncu Güven Kıraç, daha eskiye gidilecek olursa ilk perdenin 13. Yüzyılda Karagöz-Hacivat ile başladığı bile söylenebilir dedi. Almanya’da eğitim gördükten sonra Türkiye’ye dönen Muhsin Ertuğrul ile Türkiye’de sinemanın başladığının ifade edildiği panelde, Türkiye’de 1922 ila 1938 yılları arasında Türkiye’de tek yönetmen Muhsin Ertuğrul, sinema sektörünü kendi tekelinde bulundurduğu için gelişim kısır döngü içerisine girmiştir diyerek eleştirilerine devam eden Sekmeç, 2. Dünya savaşından sonra Türk sinemasının olgunlaşma dönemine girdiğini, 1950’den sonra sinemacılar çağının başladığını dile getirdi. Muhsin Ertuğrul döneminde aktörlerin ya da aktristlerin seslerinin beğeni düzeyinde olmaması seslendirme/dublaj sektörünün ortaya çıktığını ve bu sürecin yaklaşık 50-60 yıl sürdüğünü sözlerine ekleyen Güven Kıraç, günümüz Türk sinemasında oyuncuların kendi sesleri ile oynamalarının çok önemli olduğunu dile getirdi.

sinema-panel11

Bağımsız ve iz bırakan filmler yaşayacak

Atıf Yılmaz, Memduh Ün, Osman Seden’in ortaya çıkması ile Yeşilçam’ın temellerinin atıldğını dile getiren Serap Gedik, 1955’ten sonra Türkiye’de hem film sayısının hem de halkın sinemaya gösterdiği ilginin arttığını belirterek, 1960 yılında seslendirmenin sinema maliyetini düşürdüğü düşüncesi ile 300 film gösterime girdiğini sözlerine ekledi. Gedik, 1974 yılında televizyonun Türkiye topraklarına girmesi ile Türk sinemasının kırılma yaşadığını ifade ederek çok sayıda sinema salonunun kapandığını ifade etti. Film sektöründe seslendirmenin film maliyetini düşürdüğünü dile getiren Sekmeç, o dönemlerde Almanya’dan gelen seks filmleri kasetlerinin seslendirilmesi furyası başladığından sinema sektörü bu furyanın sona ermesi adına farklı girişimlerde bulunduğunu kaydetti. 1978-79 yıllarında Yılmaz Güney ve Ali Özgentürl gibi isimlerin gerçekçi sinema dönemini başlattığını kaydeden Güven Kıraç’da 1997 yılında Masumiyet filmi ile sinema sektörüne girdiğini hatırlatarak, 90’lı yılların ortaları ve sonlarına doğru Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Derviş Zaim gibi yönetmenlerin çektikleri İstanbul Kanatlarımın Altında, Eşkiya, Amerikalı gibi filmler, bağımsız Türk sinemasına umut oldu dedi. Ali Can Sekmeç ise, Yeşilçam efsanesinin 1980’li yıllarda çekilen her filmin maruz kaldığı dublaj makası sonrasında öldüğünü iddia etti. 2000’li yıllarda ise ses, görüntü, kalite, iyi senaryo ve kaliteli oyuncular ile harmanlarak seyirci ile buluşup iz bırakan filmler, Türk sinema sektörünün dünya genelinde önemli bir noktaya getirdiğini kaydeden Serap Gedik, bağımsız sinemanın önemine değindi. 100 Yılında Türk sinemasını Yunus Emre Enstitüsü’nün ev sahipliğinde masaya yatıran panel konuşmacıları, Frankfurtlu sinemaseverlerin dimağında keyifli bir akşamın sona ermesinde baş rol oynadı.

sinema-panel14

Kültür elçiliği her vatandaşın görevi

Türk sinemasının 100. Yılında Frankfurt Film Festivali’nin daha da önem kazandığına dikkat çeken Frankfurt Başkonsolosu Ufuk Ekici, ‘‘Yunus Emre Enstitüsü’nün ev sahipliği yaptığı bu önemli etkinlikte birlik ve beraberlik içinde burada kültürümüzü yaşatmaya, sanatımızı, gelenek ve göreklerimizi hem yaşamaya hem de yaşatmaya çaba gösteriyoruz. Bu tür etkinlikler de buna çok iyi bir zemin sağlıyor. Biz hepimiz bir ekibiz. Ortak çabanın büyümesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum’’ dedi. Frankfurt Türk Film Festivali Komite Başkanı Hüseyin Sıtkı yaptığı kısa konuşmasında, ‘‘ Başkonsolosumuz Ufuk Ekici’ye vermiş olduğu değerli desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Yunus Emre Enstitüsü’yle birlikte ilk defa Frankfurt’ta bir etkinlik yapmaktan dolayı mutluyum. Belirtmek isterim ki bu etkinliği de Frankfurt Türk Film Festivali çerçevesinde yapmak çok güzel’’ ifadelerini kullandı. Tük Kültürünü yurtdışında hakkıyla tanıtmayı ve Yunus Emre’nin ismini hak edebilmeyi dileyerek son konuşmayı yapan Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Dr. Yılmaz Bulut ise, ‘‘Kültür elçiliği her vatandaşın görevi. Hüseyin Sıtkı ve Başkonsolos Ufuk Ekici’ye böylesine anlamlı bir etkinliğin hazırlanmasında sunmuş oldukları destekten dolayı şükranlarımı sunuyorum. Frankfurt sadece Avrupa’nın finans merkezi değil, aynı zamanda çok kültürlülüğünde merkezi. İleri de sizlerin de destekleriyle burada çok iyi işler yapılacağını, Türk kültür ve sanatının tanıtacağımıza eminim’’ diyerek işbirliklerine hazır olduklarını kaydetti.

Toprak Özkan DİNLER/FRANKFURT

sinema-pane1l5 sinema-panel116

 

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ