Frankfurt’un ‘Hüzünlü’ maratonu

Frankfurt’ta 35’nci kez gerçekleştirilen uluslararası maratona çeşitli kategorilerde, yüzde 30’u başka ülke ve kentlerden gelen “maraton turistleri”nden oluşan 15 bini aşkın koşucu katıldı.

35.nci kez düzenlenen Uluslararası Frankfurt Maratonu, artık hüzünlü… Çünkü bu yıl 15 bini aşkın profesyonel ve amatör sporcunun koştuğu maraton ‘Ölümlü’ oldu, bir koşucu yaşamını yitirdi
GÜRSEL KÖKSAL Frankfurt
Pazar günü gerçekleştirilen Almanya’nın en eski kent koşularından Frankfurt Maratonu, bu kez bitirenlerin başarı dereceleri ya da katılımla ilgili istatistikler nedeniyle değil, bir sporcunun koşu sırasında yere yıkılıp, yaşamını yitirdiği haberiyle tarihe geçiyor. Uluslararası alanda önemli maratonlarından birine 35 yıldır ev sahipliği yapan Frankfurt, geçen yıl da bir diğer ekstrem spor dalı olan “Ironman” sırasında da benzer bir ölüm olayıyla gündeme gelmişti.

Ancak bu son üzücü haber duyulduğunda sabah erken saatlerde başlayan maraton ve paralelindeki şenlikler çoktan sona ermişti. Dolayısıyla hem koşucular ve hem de onları desteklemek üzere sokaklara dökülen Frankfurtlular, yaklaşan kış öncesindeki son güneşli günlerinden birinin keyfini çıkarıyorlardı. Dünyanın birçok yerinden gelen 15 bini aşkın koşucu 42 kilometre 195 metrelik güzergahı koşarken, onbinlerce Frankfurtlu da maratonun başlangıç ve bitiş noktasının yer aldığı Frankfurt Fuarı tesislerinde ve çevresinde ya da koşu güzergahı kenarlarında yer aldılar, bir yandan tezahüratlarıyla koşucuları desteklerken, diğer yandan da çeşitli etkinlilere katıldılar, çok sayıda müzik grubunun açık hava konserleriyle eğlendiler. Binlerce gönüllü de hem organizasyonun sorunsuz gerçekleşmesi, hem de binlerce koşucunun yol kenarında içecek ve yiyecekle desteklenmesi gibi görevlerin başarıyla yürütülmesini sağladılar. Koşu nedeniyle kent içi trafik sabah erken saatlerden, akşama kadar büyük ölçüde otomobil trafiğine kapatılmıştı. Bu sürede kitle ulaşımı metro üzerinden gerçekleştirildi. Böylece Frankfurtlular yaşamlarının bir gününün büyük bir bölümünü ezgos dumanıyla kirlenmemiş ve motor gürültüsünden “yoksun” olarak geçirdiler. Son zamanlarda yaşanan “terör korkusu” nedeniyle her zamankinden çok daha fazla polisin görevlendirildiği kent, muhtemelen bu takviyenin de etkisiyle asayiş açısından her zamankinden daha olaysız bir gün geçirdi.

f-maraton-11

REKOR KIRILMADI AMA…

Frankfurt’ta 35’nci kez gerçekleştirilen uluslararası maratona çeşitli kategorilerde, yüzde 30’u başka ülke ve kentlerden gelen “maraton turistleri”nden oluşan 15 bini aşkın koşucu katıldı. Aralarında çeşitli uluslararası yarışmalarda aldıkları başarılarla tanınan çok sayıda atletin de yer aldığı 752 profesyonel koşucunun da start aldığı maratonda ilk sıraları, ağırlıkla Afrikalı koşucular paylaştı. Erkeklerde ilk üçe girenlerin hepsi Kenyalı’ydı. 2 saat 6 dakika 48 saniye’yle birinci olan Mark Korir’i, Martyn Kosgey (2,07,22) ve Cybrian Kotut (2,07,28), takip etti. Kadınlarda ise Etiyopyalı Mamitu Daska (2,25,27), Etiyopya kökenli Alman vatandaşı Fate Tola (2,25,42) ve Kenyalı Sarah Jebet (2,27,07) dereceye girdiler.

Bu sonuçlar, dünyanın en hızlı koşulan maratonları arasında yer alan Frankfurt Maratonu’yla ilgili gelişmeleri yakından takip edenler için sürpriz olmadı, çünkü dereceye girenlerin hepsi de yarışın favorileri arasındaydı.

ALTIN DEFTERDE TÜRKLER DE VAR

Frankfurt’ta geçtiğimiz yıl Etiyopyalı atlerler Sisay Lemma (erkekler – 2 saat 6 dakika 26 saniye) ve Glume Gala (kadınlar – 2,23,12) birinci olmuşlardı. İlk kez 1981’de koşulan Frankfurt Maratonu’nda şimdiye kadarki en iyi dereceyi erkeklerde Kenyalı atlet Wilson Kimpsang 2011 yılında 2 saat 3 dakika 42 saniyeyle, kadınlarda da Etiyopyalı atlet Meselech Melkamu 2012 yılında 2 saat 21 dakika 1 saniyeyle yapmıştı. Adını Frankfurt Maratonu’nun altın defterine yazdıran atletler arasında Türkiye’den de iki ünlü koşucu yer alıyor. 1983’te gerçekleştirilen maratonun birincisi Ahmet Altun (2 saat 12 dakika 41 saniye) olmuş, ikinciliği hemen peşinden gelen ve bitiş çizgisini 13 saniye sonra geçen Mehmet Terzi almıştı.

f-maraton-31

Frankfurt Maratonu programında, koşucuların büyük bölümünün katıldığı 42 km. 195 m.’lik standart koşunun yanısıra, 4 etap halinde halinde (13 km, 6.5 km, 9.5 ve 13.5 km) gerçekleştirilen takım koşusu, ve 8-16 yaş grubunun katıldığı 4,2 km’likmini maraton”larla, daha miniklerin katıldığı “Struwwelpeter Koşusu” da yer alıyor. Bir gün önce gerçekleştirildiği için yeterince coşkulu izleyici desteği olmasa da, bu koşulara da yüzlerce “genç” ve minik atlet katılıyor.

Koşuyu bitiren yaklaşık 1800 takımdan biri de Ayhan Can, Yılmaz Işık, Deniz Köksal ve bu haberi yazan Gürsel Köksal’dan oluşan “Frankfurt Dostluk Çemberi”ydi. Yaşları 16 ile 55 arasında değişen koşucular dan oluşan takım son kilometreyi birlikte koştu ve maratonu toplam 4 saat 7 dakikada tamamladı. Bu kategorinin birincisi olan takımın derecesi ise 2 saat 18 dakika.

f-maraton-2

SPORDA ÖLÜM

Girişte belirtildiği gibi 35 yıldır düzenlenen ve şimdiye kadar onbinlerce kişinin katıldığı Frankfurt Maratonu, bundan sonra bir süre daha bir koşucunun yaşamını yitirdiği haberinin gölgesinde kalacak. Organizasyon Komitesi’nden yapılan açıklamaya göre bir koşucu, 39’ncu kilometrede yere yıkılmış ve yapılan tüm tıbbi müdahalelere rağmen kurtarılamamış. hastaneye ulaştırılana kadar yaşamını yitirmiş. Konuyla ilgili açıklamalara, koşunun çok büyük bir bölümünü tamamlayan ve finişe sadece 3 kilometre kala yıkılan bu koşucunun daha önce kalbinden rahatsızlık yaşadığı bilgisinin eklenmesiyle, elbette sözkonusu ölümün kalp yetmezliğinden kaynaklanmış olabileceği ima ediliyor. Ancak, henüz bu konuyla ilgili kesin bir tıbbi açıklama yapılmış değil.

Bu üzücü olay, yine Frankfurt’ta geçtiğimiz yıl düzenlenen bir diğer uluslararası “kitlesel” spor etkinliği sırasında yaşanan benzer bir olayın yeniden hatırlanmasına yol açtı. Dünya çapındaki önemli triatlonlardan biri olan “Ironman Avrupa Şampiyonası” sırasında da bir sporcu tuz yetersizliği nedeniyle yaşamını yitirmişti. Bir yıl arayla yaşanan bu iki trajik olay, bu tip ekstrem sporların sağlık açısından riski üzerine tartışmaları canlandırdı. Tabii bu vesileyle düzenli sağlık kontrollerinin önemi bir kez daha ortaya çıktı. Uzmanlar, özellikle erkeklerin bu konuda çok özensiz olduğuna dikkat çekerek, özellikle koşu öncesi sağlık kontrollerin ihmal edilmemesini, özellikle ilk kez böyle bir etkinliğe katılacakların mutlaka kontrolden geçmesi gerektiğini hatırlatıyorlar ve “Vücudunuzu dinleyin. Verdiği sinyalleri ciddiye alın. Özellikle koşu günleri küçük de olsa bir rahatsızlık hissediyorsanız, vazgeçin…” diyorlar.

Diğer yandan da bu olayların gelecekteki benzer etkinliklere katılımı olumsuz olarak etkilememesi için gösterilen gayretler de farkediliyor. Konuyla ilgili açıklamalarda maraton sırasında ölüm riskinin çok düşük olduğuna dair vurgular dikkat çekiyor. Açıkça kaynak gösterilmeden, “bu alanda yapılmış birçok uluslararası araştırmaya göre, 100 bin maraton koşucusu içinden kalp yetmezliği nedeniyle ölüm riski taşıyanların sayısının ortalama 1-2 olduğu” bilgisi öne çıkıyor.

KOŞU ELBETTE TEHLİKELİDİR, AMA…

Tabii bu vurguları, bu bilgileri kuşkuyla karşılamaya hiç gerek yok. Elbette, gerekli kontrollere özen gösterilirse, böylesine trajik olayların istisna olarak kalacağını biliyoruz. Düşük de olsa risk var diye spordan vazgeçmek ise, yapılacak en büyük yanlış… Sonuçta spor, tam da bunun tersine, sağlıklı ve uzun bir yaşam hedefiyle yapılıyor. “Kent koşusu” halinde, yani kitle sporu olarak gerçekleştirilen böylesi koşular, sadece kişisel değil, toplumsal sağlığa da iyi geliyor.

Bu vesileyle bir uluslararası koşu uzmanın, önceki yıllardaki benzer bir ölüm olayının ardından yaptığı açıklamayı hatırlıyoruz:

“Koşu elbette tehlikelidir. Ama nefes almak da öyle. Örneğin nefes almak için ağzınızı açtığınızda, uçmakta olan bir eşek arısını yutabilirsiniz. Ve o arının nefes borusundan sizi sokması halinde ölebilirsiniz… Herşey olabilir. Ama öyle olması da gerekmiyor. Kısmet işte…”

Kitle sporu, yapan için de izleyen için de iyi birşeydir. Elbette günümüzde tüm spor dallarında olduğu gibi burada da egemen olan profesyonellik, ticari kaygılar, kitle sporunun özündeki toplumsallığı büyük ölçüde tahrip etmiştir. Ama yine de insana yakışır, eğlencelidir… Yapmak da izlemek de büyük paralar gerektirmez… Üstelik “vücudun sağlamlaşması”na katkıda bulunur. Dolayısıyla o vücudun taşıdığı kafanın da “sağlam” ya da “salim” olmasında etkili olur…

En iyisi “tüm risklerine” rağmen, eğer zevk alınıyorsa, spor yapmaktan vazgeçmemek.

Tüm risklerine rağmen” yaşamaktan da bir türlü vazgeçemediğimiz gibi… (2.11.2016)

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ