Quo vadis Europa? – Avrupa nereye gidiyorsun?

Quo vadis Europa? – Avrupa nereye gidiyorsun?

Aygül Inal Klein
AygulAlmanya da Mayıs ayında yapılacak olan Avrupa seçimleri için hazırlıklar tüm hızıyla devam etmektedir. Bu bağlamda devlet ve uzman kişiler tarafindan çeşitli konferanslar verilmekte, sivil toplum kuruluşları bilgilendirme toplantıları yapmaktadır.

Bu kapsamda gündeme getirilen konuları ele alınca büyük bir kesimde Avrupa vatandaşlarını ilgilendiren  sorunların müşterek noktalarda birleştiğini ve paylaşıldığını görebiliriz.

İlk başta sorgulanan imge, burada yaşayan insanlar için Avrupa Birliği hala gerekli mi değil mi oluyor.  Bunun yanısıra birleşik Avrupa’nın gündeminde ve dünyada rolünün ne olabileceği ve nasıl olması gerektiği tartışmaları yer alıyor.  Hemen ardından gelen soruları şöyle sıralayabiliriz:  Avrupa ülkelerinde serbest dolaşım mi daha önemli yoksa Avro mu, değişik kültürlerin birbirleriyle kaynaşması mı büyük bir rol oynuyor, yoksa uzun bir hesap numarası mı?
Birçok farklı düzenlemeler icabi Avrupa Birliği bir taraftan vatandaslarını koruma gereği , diğer taraftan ise  ekonomik çıkarları arasındaki büyük bir çatışma alanında geriliyor. Bu zorluklarla ilerlemeye devam edebiliyorsa eğer kendisini geliştirmeyi nasıl başarabilir?
Kuruluşunun ilk dönemlerinde belirlemiş olduğu ideallerini Avrupa ülkeleri yeni sartlar altında nasıl  gerçekleştirebilecek, uygulamalar nasıl elde edilip  geliştirilmeleri sağlanabilecek?

Avrupa Birliği’nin ideallerinden en önemlisi demokrasi kavramidir.
Ancak yıllardan beri demokrasi adı altında çeşitli olumlu ve olumsuz olaylara tanık olmaktayız. Irkçılığı tekrar gündeme taşıyan Almanya’da bu gelişmeler konumunda ister istemez yeni bir dönem geçişi yaşadığımızı fark ediyoruz. Bütün bu nedenlerin aydınlatılması uzmanlar tarafından çok çeşitli ve çelişkili şekilde tartışılmaktadır.

Tarihe ışık tutunca sorumluluğunu kabul eden ve bundan dolayı Almanya’nın haklı olarak uzlaştırılması istenen bir ülke olarak gündeme gelmesi doğal görülebilir. Öte yandan böyle bir istekte bulunmak, isbu ülkede de siyasi, ekonomik ve sosyal alanlardaki krizin yogunlaştığını, sorumluluğa yönelik cağrıyı gerektiren büyük çapta problemlerin belirtilerini gösteriyor.  Almanya  gerçekten bu duruma geldi mi?
Oysa tarihte açtığı ağır yaraların izlerini ve yükünü hala çocuklarının ve torunlarının sırtlarında taşıdığı bu ülke, her ne kadar çok diğer Avrupa ülkeleriyle uzlastirilabilirse  o kadar çok gücünü paylaşabilmek için önü açılmış olacak.

Bu nedenlerden dolayı hafta sonunda Berlin’de  ´Almanya nın uzlastırılması` adı altında bir konferans düzenlendi. Üç gün süren konferansın sonucları yakında açıklanacak. Önümüzdeki süreçte bunun gibi daha bir çok tartışma ve bilgilendirme panelleri olacağı kesin.
Avrupa Parlamentosu Başkanı  Martin Schulz, konferansa yazılı olarak gönderdiği selam ve öneri mektubunda  Avrupa Birliği’nin değerini vurgulayarak Almanya için su sözleri ekledi:

„Bilhassa şimdi, Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin tam bir yüzyıl gecmesinden sonra Avrupa’da yaşayan insanların birbirine daha çok kenetlenmesi en önemli unsurlardan birisidir.
Avrupa’ya karşı olan partiler ucuz bir popülizme dayalı yöntemlerini uygularken insanlarda bir korku ortamı yaratmak istiyorlar.  Avrupa olmasa herşeyin daha iyi olacağını ima etmeyi hedef almışlar. Bu çok büyük bir yanlıştır! Avrupa’ya karşı olan düşmanlar Avrupa Birliği üyelerini tek tek parçalamak istiyorlar. Buna izin vermemek icin birbirimize daha çok kenetlenmeliyiz, sadece kendi çıkarlarımızı düşünmemeye çaba harcamalıyız. Çünkü Avrupa demek güçlünün güçsüze yardım etmesi demektir. Avrupa demek hak ve hukuk gücünün geçerli olduğu demektir, güçlünün haklıolduğu anlama gelmez. Avrupa demek büyük ve küçüğün, kuzey ile güneyin, doğu ile batının ve zengin ile fakirin arasında bir dengenin oluşturulması söz konusudur.
İşte bu kıtayı bu unsurlar güçlendirmiştir..“

Abraham Lincoln’a göre demokrasi egemenlik haklarının halka ait olduğu fikrine bina edilmiş siyasi bir sistemdir.
J.J. Rousseau ise demokrasinin gerçek şekliyle hiç bir zaman var olmadığını ve olamayacağını ileri sürmüştür.

Önümüzdeki Avrupa seçimlerinin bizlere ve dünyaya barış getirmesini dilerim.

Aygül Inal Klein

Kaynak:

-Veranstaltung BPW Salon: Wie viel Europa brauchen wir? Eindrücke von innen   und außen

– Konferenz „Aussöhnen mit Deutschland“ vom 21.-23.3. in Berlin,
Grußwort des Präsidenten des Europäischen Parlaments Martin Schulz

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ