Tavşan dağa küsemez!

 ŞİNASİ DİKMEN

Düşüncenin durduğu anlar bende şöyle geçiyor: Okuduğumu anlamıyorum. Gözlerim bir yere çakılıp kalıyorlar. Harfleri, kelimeleri, cümleleri ve sayfaları tek tek görüyorum, ama yanyana gelmelerinin anlamını kavrıyamıyorum.Etrafımda hiç bir hareketin anlamı kalmıyor. Kelimleri tanıyorum ama kendim hakkında şüphelerim çoğılıyor. Bu kelimeleri tanıyan ben kimim? Benim ben olduğumu ben kendime anlatabiliyor muyum ve benim bana beni anlattığımda ben beni anlıyor muyum? Salak mıyım o an? Evet dostlar o an ben aptalların en salağıyım.
16 Nisan akşamı öyleydim. Bir an ben salakların en aptalıydım ya da aptalların en salağı. Olayı kavrıyamadım. Umudumun bittiğini kabul edemedim bir an. Her soruna pratik çözüm bulabildiğini, bulabileceğini iddia eden Şinasi, kavrama yeteneklerinin tükendiğini, düşünce gücünün bittiğini, salaklığın aniden üzerine çullandığını gördü ve gördüklerini anlayamadı.
Nasıl olur da bir insan Dostoyevski‘nin “oyuncusu” gibi tüm varlığını tek taşa, tek zara, tek kağıda oynar ve yitirir. Biliyorsunuz insan kendi kendine kumar oynamaz. Kumar hep en az ikilidir. Ve bu ikiliden biri mutlaka bu kumarı kazanır. Yitiren bendim. Ben umuda, geleceğe, güzel günlere, demokrasiye, barışa oynadım. Ve yitirdim.
Ben şansa güvenen bir insan olmadım hiç. İnsana güvendim. Ben yaradandan ötürü yaratılanı sevmiyorum, yaratılandan ötürü yaradanı bulan birisiyim. Benim kutsalım insan. Kazananlar gelecek hakkında hep muğlak konuştular ve gelecek hakkındaki boş sözlerini hep geçmişle doldurdular. Din ve ölçülemeyen imanla, kardeşlerinin öldürülmesini yasalaştıran sultanlarla, yanlış evliyalarla süslediler. Ben gelecekten, güzel günlerden, insanlardan söz ettim. Demek benim İNSANımın değeri yokmuş ki kazandılar. Bir an küstüm, kırıldım ve sonra aptallığıma yandım, salaklığıma kızdım, kendime bağırdım çağırdım ve sonra dedim ki:
Tavşan dağa küsemez. Tavşanın dağa küsme hakkı yoktur. Dağı dağ yapan tavşan-lar-dır. Bir tavşan, iki tavşan, üç tavşan… bu kayıplar dağın umurunda olmayabilir. Ama sayı çoğaldıkça dağın dağlığı kalmaz. Siz bakmayın dağın öyle kendini beğenmiş, kibirli, ukala bakışlarına. Dağ, küsen, kendinden kaçan her tavşanın kendi altını oyacağını bilir ve altı oyulan her dağ, bugün değilse yarın kendi içine çöker. Ben dağı oyanlardan biri olmayacağım. Çünkü ben de dağsız, ben olmaktan çıkarım. Anam-babam- benimle aynı düşüncede olmayan, kendilerini dağın en büyük parçası sanan, ama bir avuç kum gibi heyelana kapılabilecek köksüzlükteki bazı akrabalarım, bu kum tanelerinin cılızlıklarını önlemek için diplere doğru göveren çilleri besleyen Yunus, Pir Sultan, Hacı Bektaş, Nazım, Yaşar Kemal, Sezen Aksu, Fazıl Say… Hacı Dedenin soğuk suyu, Gavşağın cipirleri, aşağıbugusun mısırları, kadogçayırının yeşil çayırı… okuyucularımın çoğunun anlıyamıyacağı, bana Yunus, Hacı Bektaş Veli, Nazım kadar yakın parçalar… Dağı dağ yapan parçalar. Akrabalar… İnsanın seçemedikleri. Sevmek zorunda olmadıklarımız. Ama içlerinde sevebildiklerimizin de oldukları… Kadogçayırı anılarımızdan fazla sevemediğimiz akrabalarımız. Heyelanın önündeki kum parçaları. Cılız, gelişmemiş, gelişme şansı olmayan, gelişmemekte inat eden teyzelerimiz, amcalarımız, yeğenlerimiz… Biz biraz daha fazla yardım etseydik belki gelişirlerdi gibi akraba romantizmini, idealizmini çürüten hybrid yetişmişler… Dağın parçaları. Küsemezsin tavşan olarak. Sormayan öğrenemez. Sorgulamayan hic öğrenemez. Hybrid kendi geçmişine güvenir. Tartışmadan kabullenir padişahın şehzadeyi boğdurmasını. Soran tartışır, tartışan karşıyı tanır, tanığının yanıtına düşünce üretir. İşte felsefenin başlangıcı budur. Felsefe her şeyi yanlız sormaz, aynı zamanda sorgular. Sorular ve sorgulamalar üretkendir. Osmanlı felsefeyi XVl. Yüzyılda kaldırmıştır medreseden ve aynı zamanda matematiği. Eğer Hybrid, sorgulamayan Osmanlı özentili geçmisini önüme sererse, bunu tartışmamak insani rahatlatır ama düşündürmez. Gelecek, beyni zorlar, düşündürür, geçmiş üzerine düşünülmez. Biz insanı insan olduğu için sevenler gelecek üzerine hayal kuracağız. Her gün tokat yesek de umudumuzu yitirmeyeceğiz. Kırk kez yitirsek de dirileceğiz. Bir ölsek bin geleceğiz. İnanın geleceğiz. Hiç bir toplumu geçmişi kurtarmamıştır. “Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok“ cümlesi benim için geçerli değil. Tavşan olmasa dağın varlığını bilen olmayacaktı. Dağı dağ yapan tavşandır.
Tüm tavşanlara saygılar. Tavşan olmayanlara da tabii.

TAVŞAN DAĞA KÜSMÜŞ, DAĞIN HABERI YOK değil TAVSAN DAĞA KÜSEMEZ.

(17 Nisan 2017)

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ