Ünlü oyunculardan anne ve babalara tavsiye

Ünlü sinema ve tiyatro oyuncusu Ayşenil Şamlıoğlu, “Gençlere ve anne babalara hep rica ediyorum. Hayatınızdaki en uzun süreci işinizde yaşayacaksınız. En çok işimizde soluk alıp veriyoruz. Yaptığınız iş sizi mutsuz ederse, siz mutlu olursunuz. Evdeki mutlulukla dengelenemez. “Geç oldu, okuldayım” demeyin. Ne istiyorsanız, oraya doğru yürüyün” diye konuştu.

Filiz Uzun Doğan

6. Frankfurt Türk Tiyatro Festivali devam ediyor. Program çerçevesinde Türk Kültür Merkezi’nde gerçekleşen söyleşide Frankfurt Türk Tiyatrosu Onursal Başkanı Ayşenil Şamlıoğlu, ilk tiyatro macerasının babasının Ekonomi Müşaviri olarak görev yaptığı Frankfurt’ta olduğunu söyledi.

Televizyoncu Nur Onur’un yönettiği söyleşiye ünlü tiyatro ve dizi oyuncusu Hüseyin Avni Danyal da katıldı. Ünlü oyuncu Erkan Avcı ile yönetmen Hilal Saral’ın da dinleyiciler olduğu söyleşide hep tiyatro derdi olan bir çocuk olduğunu aktaran Ayşenil Şamlıoğlu, “İlla sahnede olayım istiyordum. İlk rolümde Hababam Sınıfı’nı çalıştık. Benim rolümse ‘İnek Şaban’dı. Aile “Önce bir üniversite oku. Sonra istiyorsan konservatuara git” dedi. ODTÜ’de mimarlık okuduyordum. Artık bunu istemiyorum deyip, üçüncü sınıfı tamamladıktan sonra konservatuara geçerek tiyatroda yerimi buldum. Hayatımın en zor anlarında bile şunu söyledim: “Allah’ım iyi ki bu işi yapıyorum.” Gençlere ve anne babalara hep rica ediyorum. Hayatınızdaki en uzun süreci işinizde yaşayacaksınız. En çok işimizde soluk alıp veriyoruz. Yaptığınız iş sizi mutsuz ederse, siz mutlu olursunuz. Evdeki mutlulukla dengelenemez. “Geç oldu, okuldayım” demeyin. Ne istiyorsanız, oraya doğru yürüyün” diye konuştu.

“Tiyatroya siyaseten bulaştım

Hüseyin Avni Danyal ise Trabzon’da kalmış olsaydı, büyük olasalıkla balıkçı olacağını söyledi. Danyal şöyle dedi: “70’li yıllarda gençliğin memleketi kurtarma çabası dediğimiz meselelerde canımızı dişimize takarak, hayatlarımızı ortaya koyarak, bu anlamda çok fazla arkadaşımı toprağın altına koyup, o süreç içerisinde tiyatroya siyaseten bulaştım. 70’li yıllarda sonlarında sol ideolojilerin toplantıları tiyatrolarda yapılırdı. Biz de Ankara Halk ile Sanat Tiyatrosu’nda toplantılarına giderken orada birilerinin birşey yaptığını gördüm. ‘Doğaçlama yapıyoruz’ diyorlar. O tarihe kadar hayatımda oyunculuk, tiyatro yoktu. Asıl amacım hukuk okumaktı. Avukatların söyleyecek sözü olup da kendini ifade edemeyen insanların, fikirlerini anlatmaları, bana çok cazip geliyordu. Birden o ortak noktayı yakaladım. “Birilerinin düşüncesine yardımcı olmak. Sahnede dünyada bir sürü derdinin, tasasının içinde onu başka bir hikaye ile anlatmak. Onun haklarını savunmak. Onun bildiği şeyleri, gelin bugün bir de bu taraftan, hayata ve olaylara böyle bakalım” meselesinden bakıldığında, oyunculuk yapabileceğim bir meslekmiş’ dedim. Anne ve babamın karşı çıkmasına rağmen. “

“Bizden önce gelenlere şükran borçluyuz”

Özel tiyatrolarının çorba parasına ihtiyaç duyduklarını, hatta bir esnaf lokantası sahibinin bunları aç olduğunu görünce, onları toparlayıp karınlarını doyurduğunu, büyüklerinden dinlediğini aktaran Ayşenil Şamlıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yaptıkları hiç kolay değildi. Ben Hacettepe’den sonra Devlet Tiyatrosu’na girdim. Bu tür açlık olmadı şüphesiz. Çok zor serüvenlerden geçen bizden önceki kuşaklar, bizlerin yolunu açmak için ne kadar çok gayret sarfettiler ki benim soyadım Dilligil idi. Avni Dilligil’in geliniydim. Onların tiyatroyla ne büyük mücadeleden, acılardan geçtiklerini biliyorum. Her seferinde diyorum ki “bizden önce gelenlere şükran borçluyum” Çünkü onlar adım adım bugüne ulaştılar”

Tiyatro eğitimi travma yaşatabilir

Tiyatro eğitiminin çok zor bir eğitim olduğunu ifade eden Danyal, insanın psikolojisini bozabileceğini belirterek, “Çünkü çok zorlarlar. Karakterinizle, yapınızla oynarlar. Üçgünde bir anan öldü, duygun şöyle olsun derler. Çünkü bunların egzersizlerini yapıp geliştirmeye çalışırlar. Bu sizi öyle etkiler ki, ben babamın cenazesinde, cenazede miyim yoksa cenaze başında duran bir adamı mı oynuyorum duygusuna kapıldım. Çünkü dört yıl boyunca bir insana hep sevdiklerini kaydettirip buldurmak. Ciddi anlamda zor bir eğitim” dedi. Ayşenil Şamlıgil de ‘Travma yaşayanlar, eğitimi bırakıp ayrılanlar var” diyerek Danyal’ın sözlerini destekledi. Hüseyin Avni Danyal, tiyatro eğitiminin insanın kendisini bulmasına ve olaylara farklı bakmayı öğrettiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Bunu kazanmış olmaktan acayip mutluyum. Hepimizin duygularını ifade etme şekli aynı. Biz oyuncular bunun farkındayız. Hangi duygunun hangi beden ifadesinin temsil ettiğini ve ortaya çıkardığını bize öğretiyorlar. Biz sizi gözlemlerke, hangi duygularda olduğunuzu, elinizi, kolunuzu kullanmanızdan anlıyoruz. Bu benim için bir artı. Nitekim sahnede olmak, belli ruh hallerini, belli bedensel davranış ve duygularla sizlere aktarmaktır. Gündelik hayatta da sizde olmayan, bizde olan bir artısı var.”

Oyunculuk, bilinçli şizofreni hali

Oyunculuğu bilinçli bir şizofreni olarak niteleyen Şamlıoğlu da şunları vurguladı: “Normal bir insan ‘Ben Napolyonum’ diye bağırsa onu alıp akıl hastanesine kapatırlar. Ama oyuncu sahnede, ne kadar çok inanarak bağırsa, seyirciden de o kadar çok alkış alır. Sahne üstünde hareket ediyorsunuz. Elimin ne kadar kalktığından, kaç adım attığıma kadar hepsi hesaplı. Biraz fazla kalktığında, ben konuşurken diğer ben, “indir elini ne yaptın” diyor. Öyle tuhaf bölünme ki, kendimi öyle anlarda yakaladığım zaman, “eyvah eyvah. Bak bu bir sınır. İnsan bu sınırı bir aşarsa, ya burdakinde kalıyorsun, ya burdakinde. “

“Beş yıl her akşam nazi kasabını canlandırdım”

Role girmenin ve çıkmanın bir planlı olmayan gayri ihtiyari denetim olduğunu kaydeden Danyal konuşmasında sahneden anılarına yer verdi: “Başladım, canlandırdım ve bitti. Beş yıl boyunca getto kasabı, insan öldüren bir naziyi oynadım. Düşünün, ben normal hayatıma bu duyguyla devam etseydim ne olurdu?. Onu orada kesmek zorundasınız. O canlandırma, gösteriminin bitimiyle biter. “Çok etkilendim. Rolün etkisinden çıkamadım”, bence çok büyük yalan. Bu insanların kolaya kaçmasıdır. Bazı arkadaşlarımızın, dizide oynadığı rolünü halk da seviyor, ‘Biraz da bu rolle devam edeyim’ söylemlerini beğenmediğimi ifade edeyim. Hep disiplinli davranmak zorundasınız. Yalnızca sahnede değil, kuliste bile bir anlık dalgınlık pahalıya malolabilir. Ben bir oyunda repliklerle, gömleğimi, pantolonumu çıkarıyorum. Sahne bokser ile kaldığımda bitiyor. O gün dalgınlıkla pantolonun altına bokser giymemişim. Kemerimi çözdüm, birşeylerin eksik olduğunu farkettim. Bir taraftan da kendi kendime böyle bir şey yapmamışsındır” dedim. Yapacak birşey yoktu, pantolonu çıkardığımda oyuncular dağıldı. Rüştü Asyalı, oyunculuk bir anlık dalgınlığı bile kaldırmaz” demişti.

Babasını morga kaldırdığı gün, sahnedeydi

Ayşenil Şamlioğlu, oyuncuların sahnede bembeyaz kesilerek kalabileceğini aktardı. Bu durumdaki oyuncunun o an olanı biteni hatta kendi adını bile anımsamadığını kaydeden Şamlıgil, bu durumdaki oyuncuların repliklerle sahneden dışarı çıkarıldığını anlattı. Şamlığil babasını öldüğü günü gözleri dolarak şöyle anlattı: “Babamı morga kaldırdık. Ailem bir araçla eve, ben de bir başka araçla tiyatroya doğru yola çıktım. Arkadaşlarımı aradım, kimse tek kelime etmeyecek’ dedim. Tiyatroda herkes benimle göz göze gelmemek için çaba gösterdi. Ben azraili oynuyorum. Karşımdaki bana değil başka yere bakarak konuşuyor. Ben de öyle. Oyun bitti, kendimi sahneden dışarı attım, çıkardığım sesi ben bile tanıyamadım. İşte tiyatroda o kadar çalışmamızın, kontrolü elde etmemizin sonucu bu.” Söyleşi sonunda Festival Onursal Başkanı Şamlıoğlu, Hüseyin Avni Danyal’a “Tiyatroya adanan bir ömür ödülü” verdi.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ